31 Ağustos 2008

İYİ BİR BLOG VE DİZAYNI NASIL OLMALI?


BİR TÜRLÜ İÇİMİZE TAM SİNEN BİR BLOG DİZAYNI YARATAMIYORUZ ÇOĞUMUZ.
BAZEN BIKIYORUZ BAZEN BİR PROBLEM ÇIKIYOR KULLANIMDA ELİMİZDE OLMAYAN(BENİM ŞU AN OLDUĞU GİBİ),
benzer yazılar ve devamını oku eklentilerim sizlere ömür:(

NE İSTEDİĞİMİZİ BİLSEK TE BİR AKSİLİK ÇIKABİLİYOR..
YA DA TEDBİL İ MEKANDA FERAHLIK BULUYORUZ.
BAZEN DE İSTEMEDEN DEĞİŞMEK ZORUNDA KALIYORSUNUZ AMA YANLIŞ ANLAŞILABİLİYOR BU:))

RUH DURUMUMUZA GÖRE NASIL DEĞİŞİYORSA GİYİMİMİZ VE DİNLEDİĞİMİZ MÜZİK,ONA GÖRE DEĞİŞEBİLİYORUZ BATMAYA BAŞLIYOR ÇÜNKÜ BİR ÖNCEKİ TEMA.

BEN DE KENDİ FİKİRLERİMİ DAHA ÖNCE YAZMIŞTIM AMA NETTE
CİDDİ BİR ARAŞTIRMA YAPIP HEPSİNİ OKUDUM.

KAYNAĞI BELLİ OLDUĞU VE BEĞENDİĞİM BİR TANESİNİ PAYLAŞMAK İSTEDİM.SİZİNDE KENDİNİZİ SORGULAMANIZA YARAR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.

BENİM KATILDIĞIM KATILMADIĞIM ŞEYLER VAR GERÇİ BURDA.
KİŞİSEL OLARAK:)) ÖZGÜR OLUNMASI VE İÇTEN YAZILMASI TARAFTARIYIM BEN FAZLA KURAL KAİDELERLE KASARSANIZ HEMEN BELLİ OLUYOR VE BİR SOĞUK HAVA DALGASI YAYILIYOR...
VE BİLGİMİZ OLMAYAN KONUDA SIRF İLGİMİZ VAR DİYE FAZLA ATIP TUTMAKTAN YANA HİÇ DEĞİLİM.

SAYFAYA GİRER GİRMEZ BAŞLIKLARI GÖRMEK İSTİYORUM BEN
VE FAZLA JAVA KODU OLMAMALI SAYFA AÇILMAK BİLMİYOR.

REKLAMLAR GÖZE SOKULMAMALI RAHATSIZ EDİCİ OLUYOR VE KAZARA BASILINCA BEN YENİDEN AYNI YERE DÖNMÜYORUM SÖYLİYEYİM:(

KİŞİYE ÖZEL TEMA KONUSUNA KESİNLİKLE KATILIYORUM.AMA ÜCRETSİZ TEMALARI BİRKAÇ DEĞİŞİKLİKLE "SADECE SİZE ÖZEL" HALE GETİREBİLİRİSİNİZ VE BEN DE BU KONUDA İDDİALIYIM AÇIKÇASI:))

RENK KONUSU ÖNEMLİ PASTEL VEYA SİYAH FON TERCİHİMDİR.
AMA RESİM EKLEDİĞİM İÇİN MECBUREN BEYAZ KULLANIYORUM.

FİREFOX KULLANIYORUM BEN AMA IE DE SÜPRİZ YARATABİLİYOR BAZEN ONUN İÇİN HER İKİSİNDE DE KONTROL ETMEK ZORUNDASINIZ.YOKSA ÇOK KÖTÜ BİR GÖRÜNTÜ YARATIYOR.


UMARIM FAYDALANIRSINIZ..


Milyonlarca internet kullanıcı hergün milyonlarca websitesini dolaşıyor. Yapılan araştırmalara göre kullanıcıların aynı siteyi tekrar ziyaret etme oranı ise %4.
Bir sitenin bu dilim içerisinde yer almasındaki en büyük etkenin ise blog dizaynının güzel olduğu da bu araştırmalarda ortaya çıkan bir sonuç.
Burada sizler için iyi bir blog dizaynı nasıl olmalıdır sorusuna cevaplar aradık.

1- İçerik Bir Konu Üzerine Odaklanmalıdır.
Sitenizin içeriğini iyi bilgiye sahip olduğunuz bir alanda oluşturmalısınız çünkü kullanıcılar bu tip sitelerde daha fazla vakit geçiriyorlar. Yoğunlaşacağınız bir konu hakkında kullanıcıları hoşnut edecek makaleler yazarsanız mutlaka geri dönüşümü yakalarsınız.

2- Ziyaretçilerin Rahatlıkla İstediklerine Ulaşabilecekleri Bir Yerleşim
Ziyaretçilerin büyük bir bölümü arama motolarlarından gelir ve sitenize geldiğinde değişik arayışlar içinde olabilir. Eğer onların istediklerine rahatlıklar ulaşabilmelerini sağlayabilirseniz muhtemelen bir dahaki arayışlarında ilk tercihleri sizin siteniz olacaktır. İçeriğin tamamını anasayfada sergilemek yerine sitenize direkt arama motorundan herhangi bir konu üzerinden gelecek olan kişiler için yan menülere son konular, en çok okunanlar ve arama yapabilecekleri bir site içi arama motoru koymalısınız.

3- Sayfa Yükleme Zamanı Kısa Olmalıdır
Zaman her ziyaretçi için önemli bir unsurdur bu yüzden sitenizdeki sayfaların yüklenme zamanını çok kısa olacak şekilde ayarlamalısınız. Unutmayın ki internet dünyasında milyonlarca rakibiniz var ve sitenizin hızlılığı sayesinde bir çoğunu geride bırakmanız içten bile değil.

4- İçerik En Üstten Başlamalıdır
Kendi gözlemlememe dayanan bir kriter bu. Bildiğiniz gibi Google kullanıcıların isteklerini karşılama amacını ilk surada tutan siteleri her yönden mükafatlandırıyor. Günümüzde ben de dahil olmak üzere birçok webmaster arkadaşın düştüğü hata ise konunun başlangıcına reklamlar yerleştirmek. Bunlar göz yoran ve ziyaretçilerin gördüklerinde pekte hoşlanmayacakları şeyler.

5- Ziyaretçiler İçin Hatırlanabilir Olmalıdır

En önemli kriterler arasında gösterebileceğim bir etken. Eğer bir ziyaretçini sizi tekrar hatırlamasını istiyorsanız internet dünyasındaki diğer sitelerden bir farkınız olmalı. Bu konuda yapılan en büyük hata ise ücretsiz tema kullanımı. Ücretsiz bir temayı sizinle beraber binlerce webmaster sitesinde kullanıyor bu yüzden ziyaretçinin sitenizi karıştırması da büyük bir olasılık. Kendi temanızı yaparak veya ücretli bir tema kullanarak bu sorunun önüne geçebilirsiniz.

6- Reklam Çöplüğüne Dönüşmemelidir
Ziyaretçilerin sitelere gelme sebebi aradıkları herneyse onun hakkında bilgi almaktır. Reklamların her köşeye yerleştirildiği bir sitede içeriği bulmak samanlıkta iğne aramak deyimindeki kadar zordur. Sizce böyle bir siteye ziyaretçinin tekrar gelme olasılığı var mıdır? Bence imkansız.

7- Her Tarayıcıya Uygun Olmalıdır
Günümüzde ziyaretçiler neredeyse 3-4 tarayıcı kullanıyor. Eğer siteniz bunların herhangi birtanesinde sorun veriyorsa muhtemeler ziyaretçi kaybın yaşayacaksınız. Bu yüzden acilen websitenizin tarayıcılarda nasıl çalıştığını test etmelisiniz.

8- Tasarımda İyi Renk Seçimi
Göz zevkine hitap eden herşeyin diğerlerine göre bir avantajı vardır. Sitenizi tasarlarken seçeceğiniz renkler ziyaretçileri hoşnut ederse kazanan siz olursunuz. Kullanacağınız cırtlak renkler veya psikolojik açıdan insanları rahatsız edecek renkler sitenizin tercih edilirliğini azaltır.

9- Yazıların Okunulabilirliği Kolay Olmalı
Bu kısım bloğun formatından çok tema tasarımıyla alakalıdır. Unutmayın ki birçok ziyaretçi sitenizdeki yararlı bilgileri yazdırıyor. Bu yüzden içeriğinizin formatı iyi olmalıdır. Kalın yazılar, beyaz arkaplan, listelenmiş yazılar kullanarak ziyaretçilerinizi hoşnut edebilirsiniz.

10- Önemli Konuları Göz Önünde Tutun
Kullanıcıların sitenizde kalmasını sağlamanın en önemli yöntemlerinden bir tanesi de önemli konuları göz önünde sergilemektir. Böylece kullanıcılarda merak uyandırıp o konuları da okumaları sağlanabilir. Örneğin "Fobi" içeriğine sahip bir sitenin üst kısmında yada yan menüsünde "Fobilerin Listesi" başlıklı bir konuyu sergilemesi gibi.

Derleyen : Harun BASIRLI
Kaynak : VandelayDesign Sitesinden Derlenmiştir
benim aldığım kaynak:wadetime

30 Ağustos 2008

ZAFER BAYRAMI

KUTLU OLSUN..!!


GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİ---


Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor,
bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.
Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi.
19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Amasya Genelgesi'nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Atatürk,
23 Nisan 1920'de TBMM'yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı'nın merkezi Ankara oluyordu.
TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı.
"Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü"nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi.
İlk başarı, Doğu'da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar'a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, or-dularına: "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini verdi.
Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu.
Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti.
Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal'e "gazi" unvanı ve "Mareşal" rütbesi verildi.
Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı'ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı.
1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikle-ri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydmld". İstanbul'daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal'in başkomutan-lığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos'ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis'te vardı.
Bu savaş, Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık
Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.
Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir'e kadar takip edildi.
9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu.
Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline "dur" diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl,
30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz.

29 Ağustos 2008

yolculuk nereye??



Sanırım bu konuda hem en zor konuşacak hem de en
çok şey söyleyecek insan benim..
çünkü tam ortasındayım bütün bu bahsedilenlerin.markanın,uyuşturucunun,cinsel açlığın,sigaranın,özentiliğin,yanlış keşfedişlerin..herşeyin en ortasındayım..
durumu iyi olmayanların,orta kesimin,hali vakti yerinde olanın..
özentinin,bağnazın,tutucunun,başıboşun..
daha bir çok çeşit hepsi etrafımda...
kimi arkadaşım,kimi sevmediklerim,kimi de dilden dile macerası gezen-ki zaten dilden dile gezmesi için macera yaşayan insanlar
herşeyi duyuyorum ve inanamıyorum
öylesine korunmuşum ki,annemin bahsettiği cam fanustaydım sanki
ama liseye başladığımdan beri o fanus inceliyor yavaş yavaş
yakında da yok olacak zaten
ama ne mutlu bana ki gerek kendi yapımdan gerek de yetiştiriliş biçimimden dolayı fanustan çıktığım zaman da bu tür şeyler bana yaklaşamayacak..
büyüdükçe farkettim ki bu yaşta ne duyarsa ona yöneliyor insan
iyi-kötü farketmez,sadece karşıdaki biraz süslü anlatsın,yeter
sonrası malum
'bir kerecikten birşey olmaz' o kadar yagın ki..
bir kerecik iç,bir kerecik çek,bir kerecik..................
kandırmaca,yalan,dolan..
bir kerecikten o kadar çok şey oluyor ki,o kadar pişman oluyorlar ki..
işte o bir kerecikten sonra pişman olmayanlar,ailesinin çizmeye tenezzül etmediği yolu aniden ve kocaman yanlışlarla çiziverip o yoldan dönmemeyi de gurur sayıyorlar..
pişman olanlarımız içinse yapacak birşey yok.bir daha yapmayabilir,çok korkmuş,
acı çekmiş olabilir.ama aynı bağnaz kesimin yaptığı gibi ister istemez onları dışlıyorsunuz.farkında bile olmadan..
çünkü onlar sizin çocuklarınız,asla yapmazlardı,ama yaptılar..
bu acıyı farklı şekillerde yaşıyorsunuz.döverek,konuşmayarak,herşeyi yasaklayarak,daha da kötüsü okuldan alarak..
sadece sonuç hep aynı.bir daha asla güvenmiyorsunuz.yeniden yapmasın diye o korkuyu onlara bırakıyorsunuz..bir şeklide bu kırıklık onlara yansıyor.
ama aslında tek öğretmeniz gereken bir şey vardı onlara.

SEN BİR BİREYSİN,KİMSEYE İNANMAK YADA ONLARIN YAPTIKLARINI YAPMAK ZORUNDA DEĞİLSİN.SANA GÜVENİYORUM,ZATEN İNANACAĞIN İNSANIN BUNA DEĞECEĞİNİ ZAMANI GELİNCE ANLAYACAKSIN.O ZAMAN DA YANINDAYIZ.

duymak istediği tek şey bunlar işte.üç satırdan ibaret-ki bir neslin heba olmaması için ayıracak bu kadar vaktiniz vardır diye düşünüyorum.
bunları duymayınca da kendilerine güvenmiyorlar,ailelerinden duyamadıkları şeyleri tüm dünyaya kanıtlama çabasına giriyorlar.kimisi aklı başında tabii ki,bunu okuyarak kanıtlıyor,hem kendi hayatını hem devamını getireceği nesli garantiye alıyor.
fakat ne yazık ki BÜYÜK bir çoğunluğu bunu 'saparak' kanıtlamaya çalışıyor.zamanında konuşmayan aileyi büyüyünce zorla susturuyor..-zamanında konuşmadınız,ilgilenmediniz,ne bu ilgi bıktım yaa defolun - vs vs vs
işte böyle zamanlarda kahretmemek gerekiyor bence,vazgeçmemek..baskıysa baskı,sadece bundan anlayanlar var..
farkı,herkes gibi olarak elde etmeye çalışıyorlar..
işte tam da burada marka ve kötü alışkanlıklar,ahlaksızlıklar devreye giriyor..herkes yapıyor,herkesin var baş savunmaları..
peki ben hiç mi demedim bunları,hiç mi marka istemedim babamdan??
Ama zaten onlar seçimi bana bırakmasa,bir kere olsun iyisi olsun zihniyetinde olmasak bunu da demezdim.
bunları yazıyorum çünkü yazmazsam ikiyüzlülük olur.ama işin içinde sebepler var..
gençler arasında bir yarış yok,ama ister istemez kademeler oluşuyor.iyi ve eğitimli ailelerin iyi ve eğitimli çocukları kaliteyi tercih ediyor.sadece ve sadece rahatlık adına.ama durumu olmayan,yada kalitenin farkında olmayanlar ise bunu direkt 'benim ne eksiğim var acaba' diye algılıyorlar ve gerek aileye baskı gerek daha kötü yollarla elde etmeye çalışıyorlar.olmadı sahtesi.ama bu onları öylesine yaralıyor ki,ya başka şekillerde(sigara,uyuşturucu,sevgili..)kendilerini kanıtlamaya çalışıyorlar ve kendi maddiyatının suçlusu onlarmış gibi 'iyi çocuk'ları da batırıyorlar.ve bundan zevk alıyorlar..böylece hepsi kötü oluyor,kademesiz..
bir de iyi ve eğitimli ailelerin kötü çocukları var.bunlar da aynı şekilde yaralıyor diğerlerini.sadece ve sadece diğerleri için giyiniyorlar,normalde iki spor ayakkabı bir bot yeterken(durumu iyi ve zevkli olanlar birer tane fazla da olabiliyor)
ayakkabı odası olanların ciddi psikolojik rahatsızlıkları var diye düşünüyorum.biliyorlar çünkü,diğerleri onlara ulaşmaya çalışacak,diğerleri cahilce çırpınırken onlar kahkahalarla bir tane daha alıyorlar,bir tane daha,bir tane daha...ki en büyük tehlike de onlar zaten.
iş dönüp dolaşıp bilinçli ve konuşan ailelere geliyor,ki zaten bu yazıyı okuyanların,ya da yazmamı bekleyenlerin böyle olduğundan eminim..olmayanlar ise ders alır mı,sanmıyorum,kafalarının dikine gidecek onlar..
Zaten zaman ayırıp araştırıp okumazlar ki..
17 yaşında bir çömez mi akıl öğretecek bize diye düşünecekler..düşünsünler.
Ama yetiştirdikleri çocukların posta gazetesinde terör,ekonomi,hükümet gibi haberlere değil de ikinci sayfadaki iğrenç ötesi ve gereksiz sosyete sayfasındaki haberlere ve haydar dümene yönelen ve gittikçe çoğalan,çaresizlik,cahillik fışkıran sorulara ilgisi olduğunun da farkındadırlar umarım..

ANA , OĞUL ve ÖTEKİ KADIN


Sıkça tekrarlanan bir inanca göre 'Anneler evlatları için yaşarlar'.
Anneliğin bu fedakarlık boyutu üzerine yüzlerce yazı okumuşsunuzdur.
Yazılmayan şudur:
Annenin, 'doğurduğum varlık için yaşamalıyım' kararı, ister istemez doğurduğu varlığın da onun için yaşaması özlemini barındırır içinde; en azından o varlık öyle hisseder.
Doğumla başlayan bu karşılıklı adanmışlık hissi, hayat boyu sürer.

Mitoloji, gökler tanrısı Zeus'un, Leda'yla birleşebilmek için kuğu kılığına girdiğini yazar.
Leda kuğuyu alınca şöyle der:
'Bir kuğum olduğundan beri intihar etmekte özgür değilim artık'...
Çocuklar, hasretle beklenmiş kuğularıdır annelerinin...
Ve hayatına bir kuğu giren anne, 'intihar etmekte bile özgür değildir artık...'
Lakin annenin bu esareti, ister istemez kuğusunu da tutsaklaştıracak ve bu ikiliyi aynı tutkunun prangalarıyla birbirine bağlayacaktır.
Onlar sevginin rehineleridirler artık ve şefkatin pamuktan kıskacında yaşayıp gideceklerdir.
Hayat, koruyucu meleğin kanatları altında öyle rahattır ki kuğular bir süre sonra alışırlar.
Bu konfor alır götürür onları...
Terli sırttaki bezler, gurur okşayan sözler, 'Bak senin için bu börekler', 'aman ne zahmetler'le hepten şımarırlar.
Zamanla kart bir tavusa dönüştüklerinde bile 'analarının biricik kuğusu' muamelesi görmenin tadından vazgeçemezler.

* * *

Erkek kuğular açısından öykünün devamı biraz değişiktir:
Günlerden bir gün 'öteki kadın' çıkagelir ve aşk tanrısı Eros'un okunu fırlatarak ana-oğul arasındaki gönüllü tutsaklığın prangalarını çözer.
Sonra da 'evcil kuğu'nun tüylerini yolup, ona aslında Zeus olduğunu hatırlatır.
Ancak oğul için annesi, 'ilk kadın'dır. Ondan sevgiyi, şefkati, fedakarlığı öğrenmiştir.
O yüzden de, her yeni kadını, 'ilk kadını' ile kıyaslar.
Bu kıyaslama, üçgenin her üç ucu için de daimi bir mutsuzluk kaynağı olmaya adaydır.
Bundan böyle oğulun tanıştırdığı her kız, annenin bakışlarında test edilecek oradaki bir ışıltıyla kabul görecek ya da bir bulut kümesiyle geri çevrilecektir.
Annesini seven bir evlat için hayat, o adanmışlığı geri ödeyebilmek uğruna adanmış bir başka hayata dönüşecektir.
Hayat, üç bilinmeyenli bir denklemdir artık...

* * *

Bundan sonrası üçüne kalmıştır:
Fedakarlıkta sınır tanımayan bir anne, geceyarısı
'Kuğumun sırtı açılmıştır, gidip örteyim' dedi mi, iş biter.
Bu durum karşısında kimi kuğular dilleri döndüğünce artık bir tavus olduklarını anlatmaya çalışırlar. Kimileri ise 'öteki kadın'dan hiçbir zaman göremeyecekleri bu ilgiden gizli bir haz duyarak sırtlarını uzatırlar, kartlaşan tüylerini sevdirmek için...
'Öteki kadın'a, sinirle o tüyleri yolmak düşer genellikle...
'Yolamayan' ise, bunun intikamını kendi oğluna aynısını uygulayarak alır.
Nasıl olsa şimdi onun da bir kuğusu vardır; sırtını örtebileceği, eş seçebileceği...
Her 'öteki kadın', potansiyel bir 'ilk kadın'dır çünkü... ve kendi öteki kadınlarını yaratır.
Sevgiyle ipotek konulmuş hayatlar silsilesi böylece kuşaktan kuşağa sürer.

* * *

Kıssadan hisse:
Bir evlada bırakılacak en büyük miras, özgürlüktür.
Ona özgürlük devredebilmek için de önce sizin özgür olmanız gerekir.
Bırakın sırtını kendisi örtsün. Bu hem sizi, hem kuğunuzu özgürleştirecektir.


Can Dündar

GENÇLİK NEREYE GİDİYOR?


Sevgili Pandoram mimledi beni.Bu sefer zaten dilimizden düşmeyen ve bizi çok yakından ilgilendiren bir konuyla.Konu; ÖZENTİ GENÇLİK NEREYE GİDİYOR?

Bu kez cadımla ikimiz mimlendik.Yani aynı konuyu o da kendi yorumuyla yazıcak burda.
Ama ard arda olmasın dedik.Önce ben tabii zira dersaneye başladı bile cadıcım zamanı olunca yazıcak:)

Ben bir kaç tür gençlik görüyorum,daha doğrusu bir çok...
Aslında konumuz özenti kısım da olsa..

Bu beni zaman zaman şaşırtsa da,eskiden beri böyle gelmiş olduğunu da görüyorum.
O yüzden hiç "aahhh eskiden değildi böyle,nerde o zamanki .........(siz doldurun boşlukları,sevgiler,aşklar saygı vsvs çoğaltırlar ya:P) demiyeceğim.
Çook eski zamanlarda da yozlaşmış,her şeyin suyunu çıkaran saçma sapan ve ahlak yoksunu bir guruh vardı.O zama da suistimal edilen duygular, daha ileri gidersek ailelerine zulum edenler ve babası belirsiz çocuklar vardı.Ne görse içeriğine bakmadan uymaya çalışan şuursuzlar hep vardı.
Her dönem bir özenti dalgası gelip kandırılması ve beyni yıkanması en kolay olan ,kişilik kanıtlama ve reşit olma çabasındaki masum gençeleri önüne katıp toplumda kapanmaz yaralar açmıştır. Hippiler,anarşistler(12 eylül öncesi toplaşan gruplaşan kavga eden suç işleyen kan döken gençler),62 kuşağı vs vs bunlara örnektir.
Bir çok suçsuz ve topluma katkısı olacak akıllı vatansever gençte kaybedilmiştir bu hengamelerde.

Doğru oluşumlar kadar yanlışlar ve bunlardan istifade edenler her zaman olmuştur.
Daha derin ve ciddi bir konudur bu tabii.

Ama günümüz gençliğine bir temel oluşturmuş olması açısından önemlidir.
Gençlerimiz çokça örnekler görüp kendilerine bir yol çiziyorlar ve doğru seçimler yapmalarında yetiştiriliş tarzı da ciddi bir rol oynuyor.
Aileler bu konuda ne kadar önemli görevleri olduğunu unutuyorlar bazen ve göya seçimi onlara bırakıp,sonsuz özgürlük verdiklerini bahane edip sorumluluklarından feragat etmeye kendilerince vicdanlarını susturmaya çalışıyorlar.
Her gördüğüm ezik ve özenti,ne yaptığını bilmeyen tuhaf gencin ailesini merak ettim hayatım boyunca.
Ya da vakitsiz saatsiz olmaması gereken yerde yapmaması gereken pislikleri yapan gençlerin yüzünde bir ışıltı bir mutluluk zerresi görmemekle birlikte kimbilir nelerden kaçtıklarını,ruhlarındaki hezeyanı beynini bu sebeplerden uyuşturmaya çalıştıklarını düşündüm.
O anda aileleri nerede ne yapıyor çocukları düşünüyorlar mı acaba?
Ya da olmayacak kılıkta dışarı çıkan gençleri sokaklara nasıl salıyorlar nasıl tehlikeler bekliyor onları anlatıp neden nasıl engel olamıyorlar?
Benim sevgili arkadaşım der ki,
Yargılama kimseyi,bir insanı ne yaptığıyla değil,neden yaptığıyla değerlendir her zaman..
Sadece kendisi için yaşayan,bir evladın sorumluluğunu almaya yüreği olamayan ama bunu hesaplamadan dünyaya getiren sonra oluruna bırakan ebeveynlere lanet ediyorum.
Aynı şekilde ailesinin gösterdiği bütün çabaya,sevgiye anlayışa ve yaşadığı güvenli ortama rağmen kendisini bulamayan gençlere de çok sitem ediyorum içimden.
Ve geleceğe endişeyle bakmama sebep oluyor bu.
Tek suçlu aile değil hiçbir zaman.Ama bütün yüküde gençlerin zayıf omuzlarına yıkmamak gerektiğini düşünüyorum.
Toplum olarak hepimiz sorumluyuz her bir gençten..

Artık yetişkin ve kendi kanatlarıyla uçmaya günbegün yaklaşan bir evlat sahibi olarak,
ben kendi sorumluluklarımın farkındayım.
Mükemmel olamam belki ama elimden geleni gücüm tükenene kadar yapacağımı biliyor ve beni mahçup etmeyeceğinden eminim.
Tek istediğim sağlam bir kişiliği ve ruh yapısı olsun ve kendi ayakları üzerinde kimseye tutunmadan,sendelemeden dursun.
Her konuyu açık açık konuşabiliyoruz ve en küçük psikolojik sorununda benimle paylaşamıyorsa,yada yetmediği yerde doktordan yardım alabileceğimizi söylüyorum ona.
Kendini bulma sürecinde çok olgun ve aklı başında olduğunu görmek beni inanılmaz mutlu ediyor ve gururlandırıyor.
Özendiği ufak tekef giyimdir,saçtır vs dir sorun etmeden ama ipin ucunu kaçırmadan bir ortak yol buluyoruz mutlaka.
Anlaşmazlıklarımız kavgalarımız olmuyor mu?ohooo olmaz mı?
Ama görüyorum ki kötü örnekler eğer başıboş ve ne yaptığını bilmez halde bırakmazsanız etkilemiyor gençleri.
Enerjilerini ve deli çağlarından gelen meraklarını doğru yönlere ve uğraşlara kanalize etmelerine yardımcı olmalıyız.
Destek olduğumuz yönlendirdiğimiz şeyler ilgi ve yetenekleri doğrultusunda olmalı.
Spor,resim,enstruman çalması,sosyal ve kişisel gelişimine faydası olacak her şeye katılmasına teşvik etmeliyiz.


Tikiler,emolar,ünlüler,diziler ve binbir türlü özentilikle gençlerimizi kaybediyoruz.İnternette kontrolsüzce her gördüğünden etkilenen boynunu yana devirip resimlerini her yere yollayıp üye olanlar,trend bu moda bu diye küçük yaştan itibaren botoxlarla silikonlarla uğraşan takıntılı ve kompleksli kesim diğerleri için de büyük tehlike oluşturuyor.Dergilerde gördükleri raşitik tiplere benzemek için kusarak hayatını tehlikeye sokan blumia lı kızlar artıyor..Görüntüye bağlanması her şeyin ve kafaların boş olması eğitimin arka plana atılması acı verici.
Ve bu yaz cidden gördük ki cadımla,bir çok olduğu gibi görünmeyen ve ailesinden utanan genç var.Varoşlardan sosyete(!?) türüyor ve bu hırs çocukları olmadık yerlere savuruyor.
Söz geçmiyor ya da en kötüsü bazılarını aileleri teşvik ediyor.Çektiklerini çocukları çekmesin diye göya..Kendi ayakları üzerinde sağlam durarak sahip olunabileceğini maddi-manevi güce ve şans denen şeyin asıl çalışmaya bağlı olduğunu anlatmıyorlar.
Özümsetmiyorlar.Kolayı seçmelerine göz yumuyorlar.Yanlışı.
Bazıları da umursamıyor.İpin ucu kaçtıkça kaçıyor.

Güzel ve aklıbaşında,vatansever ve Atatürk ü rehber almış ,
eğitim için hiç bir fırsatı kaçırmayan kişisel gelşimine özen gösteren harika bir nesil de geliyor.
Blogger gençlerden çoğunu seviyorum.Recep, Karazade ilk aklıma gelenler.
Çoğalmaları için dua ediyorum diyebilirim:))

Burada da kendini kaybetmiş rotasını şaşırmış genç bir kesim var malesef ama oraya hiiç girmiyim.Zaten yazı aralıkları açık olsun diye çok uzun oldu yazı.
Sabredip okuyan varsa parmak kaldırsın:))hediyelerim olucak kendisine.

Unutmadan,topu hemen BRİDGET e veee bir nesil yetiştirmekte olan UMAR a atıyorum.
Mümkünse..

28 Ağustos 2008

İÇİME KAÇTIM..EVDE YOKUM..

Evvet kahvaltı edip geldiim.
Her sabahki gibi canımın içi bridget gene aradı ya kahveye ya kahvaltıya mutlaka çağırır bıkmadı benden:))
Olmadı tavasını menemenini alıp o bana gelir hehe:D
Aslında dolu işim var ama feci keyfisizim yapasım gelmedi.

Bir blog düzenledim.
Bridget te kalır mı(hem tövbe etmiştim bir daha ona yapmamaya)ama olmadı,
gene yaptım(salak bendeniz:PP seviyorum bu cazgırı napiiimm)

Felsefe yapasım var ama kendi kendime..

Bu ara kafam çok karışık(herkesin öyle sanırım)
Ve insanlar beni şaşırtmaya devam ediyor (dostlarım bile)
Ve her geçen gün "kötü" olmaya karar veriyorum(ama yapamıyorum)
Nedense ben bir öneride bulunduğum zaman-ki her konuda fikir beyan etmem- kimse umursamaz (değer verilmemek mi oluyor bu kişisel özgürlük mü bilemedim)
Bana bir öneri geldiğinde uymak zorunda kalıyorum(sırf kendini değerli hissetsin-kırlmasın, değer verdiğimi görsün ya da "mutlaka benim iyiliğimi istiyordur" mu,
yoksa direk kendime güvensizliğimden mi bunu da bilemedim)
İşin en tuhaf yanı ben benim istediğim yapılsın diye diretmem ya da yapılmayınca (hele içinde benim emeğim yoksa) hiç üstüme alınmam,
Oysa ben yapmayınca bozulan sinirlenen hatta nerdeyse şahsi mesele haline getirenler önceden ak dediğine kara diyenler olması beni üzüyor..
Yoksa ben fikrine aklına ve zevkine güvenmediğim kimseye "sen ne dersin" demem,
dediğim zaman da bu "ne dersen yaparım" demek değil.
Sadece fikir alışverişi,ortak bir noktada buluşma isteğidir.
Ben ne dersem onu yap diye ısrar etmediğim ve saygı duyduğum gibi..
Düşündüğüm birşeyler mutlaka vardır kendimce(ama doğru ama yanlış)
Bütün bunlar beni...
Üzüyor..kırıyor...
Belli etmiyorum..

Bir çok değerin artık geçersiz olduğunu hissediyorum..bazen de görüyorum..
Neyse mimlemişti pandoram ben de paslıcam daha,
konu değiştiriyorum:S

günaydıın


KAHVALTI EDİP GELİCEM:)

26 Ağustos 2008

BALKON=TERAS=HUZUR


Bu evi almaya niyetlenip ilk geldiğimizde inanılmaz bir mutluluk duymuştum balkona çıktığımda,büyük ve önü açık,her daim aydınlık hatta denize bakan balkon yüzümüze acaip bir sırıtma yerleştirivermişti:))
çünkü ara sokaklardaki evlerinde bile balkona çıkmadan duramayan bendeniz, balkonunu bir yaşam alanına çevirmekte oldukça inatçı:)..

Benim için balkon=yazmak-çizmek=müzik dinlemek=kitap okumak=ÇAY=sohbet
gece ise nescafe-radyo ikilemidir.
yani huzur anlamını taşır.

Zira eski evdeki ufacıcık balkona tahta bir divan ve dar dolap yaptırıp açılır kapanır masa sığdırıp bir de camın önüne çiçekler ve radyo koyup mutlu mesut yaşamayı elindekilerle kendi cennetini yaratmayı bilmişimdir yıllarca.

Çocukluğum kare şeklinde minnacık bir balkonda geçmiştir,oraya her yaz bir iskandinav kanepe(cırt yeşil ve tahtaları cilalı meşe formika) ve sehpa konur küçük bendeniz kitaplarını doldurur o sehpaya bütün gün oturup okurdu diğer yandan da arka tarafa bakan balkonlardaki hayatları izlerdi..Hayaller kurar,kendini unuturdu annesi onu yaşıyor mu diye gelip bakana kadar:))

Ama cadı ve duyarsız olarak gördüğü(bazen de yara almaması için hayattan itinayla öyle olması için uğraştığı) kızı ,yanıbaşında kocaman deniz manzaralı balkonu görünce o gün hayatı boyunca unutmayacağı bir duyarlılıkla aslında içinde nasıl bir pamuk olduğunu gösterip ağlatmıştır:)
Hani şu sallanan sandalye durumu
Unutmadan,aldım o sandalyeyi ama hala koymadım balkonun köşesine,birazdan üşenmezsem koyup resmini çekicem sizin için.

YAZININ DEVAMI İÇİN BURAYA TIKLAYIN


Neyse evde daha marangozlar var iken geldiğimde balkondayım,bir tek masa ve sandalyeleri yollamıştım sadece eve .
Derken ben balkonda çalışanlara yemek getirmiş hazırlarken bir yandan da çene çalarken şöyle olsun bunu da yapsanıza diye mahalle eşrafı tabi aniden bir gürültü camlar çerçeveler değişip ne kadar gömme dolap varsa(dolap içlerine metrelerce kablo lamba spot sokuşturan zevki seveyim:))
bendeniz onları fırlatırken izlemeye doyamadılar.
Evi yeniden yıkıp yapıcaz mı diye izliyorlardı sanırım.
Hatta ev nasılsa boş diye badanacı kapıyı açık bırakır gelir bakarlar,mutfak gelir benden önce yeter bakarlar,böyle bir durum sözkonusu,çok eğlenceli:))
Eee hele balkonlardan hayatı izlemek bambaşka..
Karşı apartman -bizim site dışı ama balkonu tam benim sağ yanıma daha doğrusu bal gibi dibime denk gelen- perde kımıldadı.
Hatta sevindim ben de tanışıcaz en azından merhaba diyecek herhal diye.
Ben burdayım öhömm edasıyla perde düzeltiyomuş gibi dakikalardır kıvranan sonunda dayanamayıp balkona çıkan komşuyla bir gözgöze geldik ki-en samimi olunacak en yakın cam onunkiydi:)

Amanın!! hani gençlik döneminizde anlamsız ve sebepsiz yere yada basit nedenlerle birilerinden hoşlaşmazsınız,hatta hazzetmezsiniz ve her görüşünüzde "hıhh" diye kafanızı çevirisiniz ya vebalı görmüş gibi.Üstüne üstlük benim çok yakın ama bağlarımız kopmuş bir akrabamla evlenmiş:S
Bu 24 virgüllü cümleden anlayacağınız üzre,onunla gözgöze geldik!
İkimizde 22o wolt cereyana tutulmuş gibi sarsıldık,yalpalandık ama artık çok geçti!
Kahpe kader bizi burun buruna sokmuştu,en kötüsü de her ikimizde ev sahibiydik.
Yani bu da bu işkence sonsuza kadar süredebilir,
kötü komşu yeni bir evsahibi de yaptırabilir demekti.
O içeri kaçarken yüzümde hain bir sırıtmayla ve donmuş merhaba gülümsememle kalakaldım.

V e sürekli tuhaf bir iletişme çabası bizi zaman zaman çok eğlendiriyor:)
Vücut dilini kullanmaya çalışıyor sanırım.
Mesela o balkonda bakınırken kazara bizim balkona biri çıksa bir vakit süzüp sonra çimdiklemişler gibi içeri kaçar.
Beni geçtik büyükler bile gelse insani bir şekilde gülümsemez hayvani bir tavır sergilemekten çekinmez.
Öte yandan balkonu oturmaya müsait olmadığı halde biz ne zaman otursak(ki bizim bütün günümüz,öğünlerimiz,ara menülerimiz balkondadır ve bu sabittir) o da koşarak içerden itiyorlarmış gibi çıkar,sonra sağa sola bakar ne yapacağını bilemez şekilde ve balkonda kova sandalye ne eline geçerse içeri taşır koşturur çalıcaklarmış gibi:))
Balkonu yıkarım o da suyu alır koşar,cam silerim o da siler,kış kıyamet demez ben kapıyı aralarım süpürürken o anda hemen açar sonuna kadar
Ve en kötüsü bunları yaptığını bizden başka farkeden olmasa paranoyak damgası yediğimizle kalıcaz:S
Geçen gün tenteyi indirip kaldırıp ses yapınca oğluşa fısıldayarak dedim ki
"aman oğlum yapma şunu ya dikkat çekme koşturucak şimdi görünmemeye çalışıyorum ooff"
cadı da aynen fısıldayarak devam etti tabii
"şşşştt napıyosun yaa yakında mekan değişmemiz gerekebilir,tanınmamaız lazım aranıyoruz kırmızı bültenle"
koptuk tabi ama nasıl bu sefer de gülüşmemize çıktığını belirtmemize gerek yok sanırım:))

Dün gece de çay bahçesine gittik karşımdaki şahane bi yer resimlerini çektim,her yerinde şadırvanlar var şıkır şıkır çok içaçıcı tahta çardaklar var masaların üzerinde,yeşil ve kırmızı sandalyeler..
Hatta hep gözüm takılırdı gelip geçerken,hala gidip bir çay içememiştim ama bridgetim annesi ve biz cadımla gittik bi akşam keyfi yaptık kii oohh nasıldda esiyordu alışkanlık yapabilir burası bende yarın akşam da tavla oynamaya niyetimiz var briyle:))

Dönüşte gene balkona çıkan komşucağızım bizi aşşağıda kikirdeyerek gelir görünce bir sarktı ki düşücek tutucaz diye bekledik bi süre:))

Ben mi?takıyor muyum?
Asla!
Keyfimi kaçırmaz böyle küçük şeyler ve asla istifimi rahatımı bozmam kimse için..

Hatta çook eğleniyorum içten içe bakalım bugün ne aksiyonlar yapıcak diye:)

Öpüldünüz...

25 Ağustos 2008

DAHA MUTLU OLAMAM..



BUGÜN PAZAR YEMEĞİNE ÇAĞIRDI ANNECİĞİM SONRA ONU DA ALIP ALIŞVERİŞ MERKEZİNE GİTTİK.ÇOCUKLARA SÖZ VERDİĞİ OKUL ÇANTALARINI VS ALMAK İÇİN ANANE KIYAĞI DURUMLARI YANİ:))
BİZİM NAZLI ANNECİĞİ ÖNE OTURTTUM BİZ ARKADA TEPİŞE SAVAŞA GİDERKEN SAKİNLEŞİP MP3 DİNLEMEYE DALDIM.CADININ MP3 Ü AMA BU SEFER:))
HİÇ DUYMADIĞIM Bİ ŞARKI BENİ MEST ETTİ GELENE KADAR TEK KULAĞA O TEK KULAĞA BEN DEFALARCA TEKRAR DİNLEDİK.
DÜN GECE MOR VE ÖTESİNDEN Bİ ŞARKI İSTEMİŞTİ CADIM O ARADA BENDE MERAK EDİP "DAHA MUTLU OLAMAM" ADINDAKİ ŞARKILARINI İNDİRMİŞTİM.DUYMUŞMUYDUM HİÇ HATIRLAMIYORUM AMA MUHTEŞEM.
SİZ DE DİNLEYİN İSTEDİM:))
GÜZEL VE MUTLU GEÇSİN GÜNÜNÜZ..
BENİM GİBİ KÜÇÜK ŞEYLERLE MUTLU OLMAYI BİLEN BİRİ YAZMIŞ OLSA GEREK:)

güne kahveyle başladım
ağzım kuru zihnim açık
beyaz camda görüntüler
hepsi o kadar dürüst ki

hayatımdan çok memnunum
aşk bitti aşk aptallıktı
bir de sigarayı bıraksam
kimse tutamaz artık beni

küçük şeyler sevindirir ruhumu
hayal bile edemezdim ben bunu

daha mutlu olamam
daha mutlu olamam

yağmurlu bir akşam üstü
radyo açık, köprüdeyim
derken bir anda fark ettim
başka bir hayat yok ki

durdum sustum gülümsedim
gözümü açtım ben değiştim
kızdınız,siz haklıydınız
artık size gerek yok ki

küçük şeyler sevindirir ruhumu
hayal bile edemezdim ben bunu

daha mutlu olamam
daha mutlu olamam (bu akşam)

24 Ağustos 2008

HAYAT BIZE MUTLU OLMA SANSI VERMEDI...

Hayat bize mutlu olma şansı
vermedi
Biz kendimizden başka
Herkesin üzüntüsünü
Üzüntümüz,
Acısını acımız yaptık.
Çünkü dünya'nın öbür ucunda,
Hiç tanımadığımız bir insanın
Gözyaşı bile içimizi parçaladı....
Kedilere ağladık
Kuşların yasını tuttuk.
Yüreğimizin yufkalığı
Kimi zaman hayat karşısında
Bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir
İnsanın insana yanması
Sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin
derdine üzülmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep
Üzüldüm, hep yandım..
Yaşamak ne güzeldir be sevgili
Sevinerek, severek, sevilerek,
Düşünerek...
ve o vazgeçilmez sancılarını
Duyarak hayatın

Yılmaz GÜNEY