08 Ekim 2008

"DAYAN KOCA ADAM " Bir kişi bir umuttur...

Bugün klavyemin nedensiz inadı yüzünden yazımı düzenleyemedim malesef.Gece canım çok sıkkındı napıcağımı bilez vaziyette alttaki postu yazdım ama düzenlemeye kalktığımda artık çok geçti:S

Hayatının baharında ciddi hastalıklarla boğuşan hayatı altüst olan yürekler var.
Kar yağdı mayıstan itibaren seven yüreklere ama inanıyoruz güneş açıcak.
Sevdiceği eridikçe gözünün önünde eli kolu bağlı dua etmekten ve bu kabusun biteceğine inanmaktan başka bişey yapamayan,ama hep onunla olan bir dostum,kardeşim var her an yanıbaşımda.Hayat dolu neşeli,güçlü bir kız o.
Gözlerinde zaman zaman umut,bazen çaresizlik,bazen hüzün var.Anlatılmaz bir kaybetme korkusu var.Ama bir o kadar da inanç var kalbinde..Sevginin gücüne inanmak istiyor ama yetmiyor bazen.
Nasıl girizgah yapılır nasıl bağlanır bu konu bilmiyorum.
Bri nin erkek arkadaşı kanser.Lösemi.Bilenleriniz vardır.
Kısa bir zaman zarfında KEMİK İLİĞİ NAKLİ olması gerekiyor.
(Bir kişiden hematopoetik kök hücreler alıp bunları başka birisine(Allojenik ), veya ileride aynı kişiye(Otolog)aktarmak mümkündür. Eğer verici ve alıcılar uyumlu iseler aktarılan hücreler kemik iliğine göç edip kan hücreleri üretmeye başlarlar. Kök hücreler genelde ya ilium tepesinden genel anestezi ile alınır (bu işlem pek çok iğne batırması gerektirir) veya kök hücrelerin kemikten kan dolaşımına salınmalarını sağlayan bazı ilaçlar kullanılır, ardından bu hücreler kandan izole edilir.

Bir kişiden diğerine nakil, kemik iliğinde ciddi hastalıklar olması durumunda yapılır. Hastanın iliğindeki hücreler önce radyasyon veya ilaçlarla öldürülür sonra yeni kök hücreler aktarılır.
Kanser durumunda, radyasyon terapisi veya kemoterapiden önce hastanın hematopoetik kök hücrelerinin bir kısmı bazen toplanır, terapi bitince bağışıklık sistemini yeniden oluşturmak için hastaya geri verilir..)
Nasıl bağış yapabilirim diyenler için bilgi:TIKLAYIN
Ben Bri nin sayfasına davet ediyorum,okuyun ve yanında olun siz de lütfen:BUYRUN
devamı var burdan lütfen..


Zekirdek te kampanyadan haberdar etmiş,BURDAN
Facebookta toplanmışlar TIKLAYIP DESTEK OLUN
Ultraslan üyesiymiş Galatasaray ın resmi internet sitesinde yer almış TIKLAYIN
Galatasaray tv desteğe başlamış:BURDA


Burda da gelişmelerden haberdar etmeye çalışıcam.Öncelikle İzmirde olan dostlar,
Desteklerinizi bekliyoruz.
3büyük ilde çalışmalar başladı ve KAN GRUBUNUN BİR ÖNEMİ YOK.
Linklerden ve bri den bilgi alabilirsiniz yanlış yönlendirmekten ödüm kopuyor.

Neyse satır altında kalamayacak kadar önemli bir konu bu ve adım atıldığı an epey elele verilmiş durumda.Bu beni çok sevindirdi.Türk halkının duyarlılığı ona şifa getirecek inşallah.
Mail olarak atın,bloglarınızda minicik bile olsa yer ayırın,bilgisi olanlar Bri ye ulaşsınlar lütfen..

BUGÜN..

Keşke hep hayatta güzellikler ve güzel haberler olsa değil mi?
Ama bu hayat denen oyunda bir yandan kazanırken diğer yandan kaybediyoruz.
Dibi delik bir kova misali..


Bugün annemi gördüm aniden karşı kaldırımdaydı ve ben de marketten geliyodum trafiğin ortasına attım kendimi ve karşısında durdum sırıttım.
Ve en mahsun ifadesini takındı aniden,
-aramıyosunuz beni çıktım mecburen bişeyler alıverseydiniz dedi
-annecim sen arasaydın getirirdim dedim.Hem gayet iyisin maşallah beni çaya çağırdılar gitmedim işim var markette diye:))
-Bizim çayımız yokmu,hıhh gel canım çay istiyo
-Yok gelmiyim sen acından ölmüşündür:))şurda yemek yiyelimmi?
-E eyi gidelim hadi
Elindekileri bırakır bir tanıdığa,yolda (yol dediğim karşı kaldırımda dizili)
-Ay ben çay istiyodum bee
-E iyyii çay bahçesinemi gidelim şöyle deniz kenarına annecim?
-Yok şurda pastanede börek yiyelim barii
-Tamam annecim

Oturduk konuştuk biraz.Annecim sadece büyütmemeni istiyorum dedim özetle,
şükretmeni mutlu olmanı istiyorum sabah uyandığında.Çok şeyin var bunun için.
her arayışımda kötüyüm der sızlanır bana sitem edersen ,doktorda yanında olduğum halde söylediklerini yanlış anlar abartırsan olmaz ki.
Bana çok haksızlık ettiğinin farkındaydı bugün..
Çok güzel geçti çokk:))


07 Ekim 2008

KONSANTRASYON??



Bir bayram daha bitti.Çok şükür hayırlısıyla atlattık-mı?
Hayır tabii ki.
Sevmemem için bilinçaltı sebeplerim var bayramları sanırım.Çünkü çocukluğuma dair hiç bir bayramı hatırlamıyorum.Geçmişe gömülüp gitmiş gibiler.En ufak bir iz yok..
Nerdeyse bebekliğine kadar en küçük anıyı ayrıntılarıyla anlatan benim için bu çok tuhaf.
Neyse bunu geçtik..Başkalarının bayram sevinci ve telaşını izlemeyi ve çocukların bayram sevincini seviyorum ben..

Ama arefe gününe kadar aralıksız çat kapı misafirle burun buruna olan bendeniz,artık o gün keyifle temizliğimiz bitmiş çarşıya çıkacakken (kalabalığı görmek ve pazarda dolanmak hoşuma gidiyor o gün ve illa evde birkaç eksik bulunur ya) yine telefon çaldı.

"Annen hastanede ,serum bitsin geliyoruz çıkma evden..!"
(arada acile gidip serum taktırır demiştim ya periyodik olarak,ilgi istiyor ve bayılıyor hastaneye işin tuhafı(!))
*ilaçlarını düzenli almaz,tansiyonu çıkar..
*dr sadece su yazıcam artık reçetene der gene böbrek için su içmez ağrır,
*birlikte gider bütün gerekli gereksiz ultrason- röntgen- mr- eeg- emg toptan tetkikleri yaptırır geliriz ertesi gün benle ilgilenmiyosun yere çarpıyorum öyle arıyorum der,
*dr der ki şu sebepten olabilir (mesela beyne giden damarlar bazılarımızda daha sık olurmuş ve ödem yapma ihtimali daha fazlaymış,BEN FELÇ OLDUM ORDAN BİLİYORUM.OLMASAM ŞAŞIN)
tahlide vs de hiç bişey çıkmamıştır reçetesi yazılmıştır ama gider beynimde daralma var çok ciddi benim durumum der millete dumur eder beni.
İlaçları ömrünce devam ettirmek ister,doktor sürekli demediği halde,ilk parti ilacı biter iyiyim kötüyüm demez tedavi olamadım yarım kaldı ilacımı alıveren yok der.
kaslarda çekilme erime oluyomuş zamanla kullanılmayanalarda özellikle ve hacim ufalmasıymış bu yani kaybetme değil,ama eriyo hızla kollarım inceldi doktor farketti bu yaşlılıktan diyo der.
Sürekli sabah kalkıp nerem ağrıyo acaba der,asla çok şükür elim ayağım tutuyo bakılıcak param var,evladım var demez..
Annemle neredeyse her gün tlf da konuşuruz ama standart 3 cümleyle başlar:
*Kız sen ne biçim evlatsın hiç arayıp sormıcanmı
*Benim baş dönmesi geldi gene (hiç gitmiyor ki)duvardan duvara çarptırıyo
*Acımdan öldüm ben(evde savaş çıksa yetecek kadar yiyecek son model buzdolabında mevcuttur ve karşısında migros hatta elinin altında her an hazır bir kapıcı vardır)

Tlf da tahammül sınırımı aşar ama o kapatır gene,göya küser
lakin beş dakka sonra bizi evde bulamayıp hepimizi cepten arar nerdesiniz der
-e napıcaksın?
-yarın cadı beni uzmanlara götürsün(yanındaki sağlık kliniği,kolestrol testi için)
-tamam
-nerdesiniz şimdi siz ne açmıyonuz tlf u?
(hasta ama gezmeye gelemedimi çıldırıyo,habersiz adım atmak yasak)
-dışardayız anane
-ertesi gün tlf çaldırıp kapar,cadı uyku sersemi giyinip otobüsle gider,ama gerek yoktu demek için aradımdı der iyimi?
maksat gece huzur bozulsun.öğreneceğini öğrenmenin tek yolu bişiler uydurmak.

Daha? dahası var ama aklınızı kaçırabilirsiniz bu kadar-cığı bile onu hiç tanımayan biri için ben abartıyomuşum yada umursamıyomuşum sahiden hayırsızmışım gibi görünüp yanlış intiba yaratabilir diye korkarak içimi döküyorum inanın.:((

Çünkü hayatım boyu hep namlunun ucu bana dönüktür.Ve ben o silahın nerden geldiğine anlam veremem hiçbir zaman..Ama illa bi yerden gelir bende patlar herkes.

Telefondan da nefret ediyorum elim gitmiyor açmaya vebalı gibi bakıyorum.
Evde zaten cep tlf um titreşimde olduğu için hiç duymam,msn hiç açmam,ev tlf da numara görmessem tanıdık canım istemezse açmam.Uzun konuşmayı da sevmiyorum tlf da,dikkatim dağılıyo ve anlayamıyorum ne diyo karşıdaki bi süre sonra..
Kötü haber ala alamı gelişti bu psikoloji bilmem.
Sanırım ben bu "anında haberleşme" işini sevmiyorum.Kısıtlıyor beni.
Her an ulaşılmak hoşuma gitmiyor bazen. Çünkü aniden bişey çıkıyor mutlaka ve ben karşımdakini önemsemiyormuş gibi oluyorum.Yani yetemiyorum.
Ve önemsenmemeyi nasıl kaldıramazsam,bunu yaşatmaktan korkuyorum karşımdakine.
Değer vermediğimden değil,çok değer verdiğimden yani.

Ama ilgi gösterme konusunda sıfırım.
Bu yüzden çok şey kaybediyorum ve hatta çok yanlış anlaşılıyorum ama bu böyle.
Kendimde düzeltmeye çalışsam da düzeltemediğim bir şey bu.
Neyse fazla uzatmanın alemi yok laf lafı açıyor burda bile yaa:))

İşte bu sebeplerden ve bilimum tembellik ve iç sıkıntısı sebepleriyle açıp kapatıp durup bir türlü yazı yazamıyorum.Düşünürken bile daldan dala atlıyorum çünkü.

Bayram biter bitmez soluğu çarşı pazar gezmekte aldık cadım,oğluşum ve ben,bri de işi bitince katıldı güzel bi gün geçirdik biraz deşarj olduk,cadının geçen gidişte starbucks a kadar gitmişken kendine missler gibi kocaman kahveler saloya sıcak çikolatalar bana kaave layık görmesiyle günlerce ağlama kapasitesine sahip bendenize,söz verdiği kahveyi sonunda ısmarlamış bulunmaktadır.Bu seferde fazla şekerliydi ama:)))
İşte bunlar da ilk seferdeki beni şok eden kalp krizi geçirten tepsi ve bu seferki tepsi:))

İlkini aktarayım ama;
-ayyy çok canım çekti çok yoruldum ya bi kahve içsekmi şurda?
-yok yaa vakit kaybetmeyelim hadi başka zaman(ilk gün böyle)
-ayy bugün mutlaka şurda dinlenip kahve içicem öyle gidicem çabuk işlerimizi bitirelim
aynede öyle olur,içim gide gide geç vakit anca yorgun argın gireriz starbucks a,
-ben oturayım sen al kızım hadi çok yoruldum
-tamaammmm (zaten bu bakıp seçme kısmından nefret eder cadı)
-siparişleri veriri,yanıma gelir
-neli istiyosun ben içmicem der
-olmaz hayatım sen de al kendine bana da sen seç(ne sevip sevmediğimi bilir ya)
hadi bana süprizz yaaappp(bu arada yüzümde güller açar)
-gelip oturur ve siparişleri hazırlayan çocuk kahve orta şekerlimi der??!!
beynimden bişeylerin aktığını hissettim ve gözlerim de ona eşlik eder böyle anlarda.
Yüzümden anlar ama koltuktan kalkıp koşacak değiştirecek yada kendisi onu içecek kadar fedakar değildir benim kızım naparsın,arkadaşıda vardır yanımızda aksi gibi.
Kocamann karamelli kahveler moccalar bişiler gelir ama bana her gün her dakika içtiğim türk kahvesi gelir.Sturbucks a türk kahvesi içmeye gitmişimdir çünkü.
Bu kadar kendine dönük ve aynen babası gibi bir kızım olduğu için şanslıyım der zıkkımlanırım,ama bütün yaz sürer bunun acısı ciddi ciddi içimde..

O da yemin eder ilk gittiğimde sana en güzelinden ısmarlıcam hatta bi tanede eline alıcam öyle dolaştırıcam diye. Yemin kahvesi bu yani:)

Dönüşte göya bana küs olan annem (arama saatini geçirttim ve şu meşhur 3 cümleye yeter dedim diye)
Taa istanbuldan siboşu çağırmıştır çok fenayım ben diyerek beni azarlasın ve kendine acındırsın diye ve beni ararlar sana gelcez nerdesin diye (demokraside çare tükenmez)
-siboş ben yoldayım canım,1 saatte ancak evde olurum,buyrun isterseniz ben alayım gelip(orda inip taksi tutucam bana gelicez başka çare yok)
(bu arada kimle,hangi arabayla vs bin soru sorulur sırat köprüsü gibi herhalde ailece olsak bizide alın dicekler)
-yok hayatım geç olur,yarın geliriz
(aslında madem beni görmek istedin hazır sokaktayız siz gelin desenize dimi)
-tamam canım yarın gelin görüşürüz

ama yolda da aramalar bitmez,bendeniz isyan eder açmaz,ama durdururlamaz anne ,eve geç kalınmasına çok kızan evhamlı ömür törpümü arar hemen
-ay bize gelin dedi gelsek kapıda kalcakmışız bak
-yoldalar anne geliyolar
-ayy hala gelmediler he??

o arada otobüse binen 4 kişilik şen grup,bindiği an 4 ytl bayıldık 6 verip taksiyle gitseydik ya diye çığlık atar lakin otobüs bomboş ve aynı yerde iniyoruz zaten diye oturur,ama bi sebepten dolayı bri ve bendeniz iner,daha kalkam vakti gelmeden otobüs kaçar,önümüzden geçer ama durmaz ve çocuklar içinde kalır:))))))
hemen taksiye atlayıp "heyy dostum öndeki otobüsü takip et "denir,durağa önce varılır ve otobüs şöförüne tiksinçsin bakışları atılır
zaten bi aksiyon daha olmasa şaşardık diye kahkahalarla eve varılır:)

kışkırtma işe yaramaz hatta yüzünde sırıtmayla kapıyı açıp "annenler geldi geri gitti kız" diye kafa bulup iyice zıvanadan çıkartır beni törpü,
annler ertesi gün gelir....

arkası yarın mı???inşallah değildir
böyle abuk iç döküş yok!!
Yakındır bir felç daha bana,bekliyorum yani:(

(DEVAMI YOK BÖYLECE BIRAKICAM DESTAN GİBİ KUSURA BAKMAYIN)
aahh ah eski formumda olsam değişmiştim şimdi bu öfkeyle şablonu yaa:PP

02 Ekim 2008

Geleceğin Suçlusunu Yetiştirmenin En Basit Kuralları

OKUYUNCA ŞOK OLDUĞUM BİR YAZI..TAM YERİ TAM SIRASI SANIRIM:)
ALTTAKİ YAZININ DEVAMI ASLINDA YA
UZUN OLDU BURAYA ALDIM

..
NASIL İYİLİK YAPTIĞINI DÜŞÜNÜP ZARAR VERİYOR İNSAN ÇOCUKLARINA OKUYALIM:

Geleceğin Suçlusunu Yetiştirmenin En Basit Kuralları
*- Daha küçükken çocuğa istediği herşeyi vermeye başlayın! Bu şekilde o, herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır..
*- Kötü sözler söylediği zaman gülün! Böylece o kendisinin akilli olduğuna inanacaktır.
*- Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretmeyin! 21 yaşına gelince kendi kararlarını, kendisi versin diye bekleyin!
*- Yerde bıraktığı herşeyi kaldırın; kitaplarını, ayakkabılarını, kıyafetlerini, onun için herşeyi siz yapın ki; o bütün sorumluluklarını başkalarına yüklemeye alışsın!
*- Onun gözünün önünde sık sık kavga edin ki; bu sayede aile bir gün parçalanırsa çok fazla üzülmesin.
*- Ona istediği kadar harçlık verin ki; hiçbir zaman kendi parasını kazanmanın ne olduğunu öğrenmesin.
*- Yiyecek, giyecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getirin ki; istediklerine ulaşmak için çalışmak gerektiğini öğrenmesin.
*- Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı daima onun tarafını tutun ki, onların hepsine karsı peşin hükümleri oluşsun.
*- Bütün bunları ve benzerlerini yaparak yetiştirdiğiniz çocuğunuz bir gün suç islerse, kendisinden özür dileyin!

Ama onu felaket dolu bir hayata hazırladığınız için kendinize teşekkür etmeyi
ihmal etmeyin!!

Bu belge ABD Houston Polis Müdürlüğü tarafından hazırlanmış ve
kentteki tüm evlere ve okullara dağıtılmıştır..

DARALTMAYIN ÇOCUKLARIIIIIIII!!!!!!!!!!!!!!!!


Bayram vesilesiyle eltimi gördüm:))
Benimle birlikte her zaman görmeyen birileri daha gördü ve
"ÇOCUĞU İZLEMEYİ BIRAK!" dedi.
"Yapma bunu gözlerini ayır ondan,ne yapacağını bilemez hiç bir zaman kendi karar veremez yapma!"
27 yş daki oğlu "anne hala seçimlerimi tek başıma yapımca içime sinmiyor onayına ihtiyacım var gibi geliyor kararsız oldum senin yüzünden" demiş.
Ve o zaman anne yaptığı hatayı anlayıp bunu 10yş küçük diğer çocuğuna yapmamış,zaten abisi izin vermemiş buna.Ve küçük okumak için Avusturya yolcusu bu sene.Daha 17 yaşında:)

Çocuğunu sürekli yönlendirmeye çalışması,aralıksız doğruyu yapması için baskısı,
gözaltında bi suçlu gibi çocukcağızın saçmaladıkça saçmalaması,inatlaşması,daha beter dengesizleşmesine şahit oldum yine. Aman ne şahane çocuk yetiştiriyoooo falan mı diyecekler ne hırstır bu anlamadım ki?Elini sürme,ayağını çek ordan,ayy oğlum napıyosuun demesinden ve peşinde bütün gittiği evlerde her odaya futursuzca dalmasından bıkmış durumda herkes.
Onun yüzünden çocuk geç konuştu,gittikleri doktor annesine eğitim kitabı verdi,
psikiyatr a gittiler ama herkes senin ihtiyacın var asıl dedi..
Son gelişinde ders yapması için bütün gece zavallıyı ağlattı.Çocuk oynamak istiyo yoruluyo evde yapıyomuş ama ne gam,birde gezmeyi seviyor ki fedakarlık edip evinde de oturmuyor çocuğun huzuru için.Yada biraz erken kalmak evde yaptırmak yeterli.İşin en kötü yanı,kendisini panikatak krizine sokmayı başaran babası da sürekli üzerine gidiyor annesi ne derse yapması için,olmadı "salak,salak en çirkin defter seninki olacak" deyip durdu iyi mi?Bu sefer de ikisi başladı tartşmaya.Doğal olmayı asla başaramayan kibarcık bayan ve kaba eşi düşünün..
Sonunda görümce tarafından eve kovalandılar zaten:))) gidin evde yaptırın başım ağrıdı be eziyet edip durmayın dedi ve zorla yolladı resmen.Hala da eniştem gelir şimdi göreydik ayıp olur diye sayıklıyodu gezenti:D
Bayramda da prospektüsü okumuş çok bilen baba doktorun 2 yerine 1 kaşık yazmasından şikayet etti durdu şurubu..Hem de heryerde..Şurup icat etmiş gibiydi."Ya sürekli doktoru belki sakıncası alerjisi vardır yeterli gelmezse dozu arttırır" dedikse de ikna olmadı ve bu gece 40km yol katedip çocuk hastanesine götürdü.Sonuç:hiçbişeyi yok demiş doktor gelmenize gerek yoktu.İlaçları varmış zaten.Buda kapak olur mu bilemem.

Demek istediğim, eğitip öğretmek görevimiz,seve seve yapıcaz bunu ama,bırakın kendileri de bişeyler yapsın,nasıl davranacağını çıkmadan tembihleyin ama gittiği yerde tekrarlamayın mahçup etmeyin be ya..İçlerine yara kalıcak..
Sizin de...

..

29 Eylül 2008

BAYRAM ŞEKERİM

ELİMİ ÖPTÜRÜP KANDIRDIĞIM Bİ BEBİŞ HATIRLATTI
HANİ ŞEKERİM DİYE:))
BU BAYRAM YOK ARTIK BENİM TATLI DİLLİM,
BANA "SARAYLIM" DİYEN ANANECİM.
BANA ANANECİĞİMDEN İKRAM İZAN MİRAS KALMIŞ BİRİ OLARAK ŞEKERLERİNİZİ GETİRDİM
TATLI YİYİP TATLI KONUŞALIM DİYE..
ŞEKER TADINDA GEÇSİN BAYRAMINIZ


Image Hosted by ImageShack.us

28 Eylül 2008

ÇILDIRTAN DİYALOGLAR

bilgisayara virüs girdi
aa nedeeenn nası yaptın

Y ENİ OYUNCAĞIM

Ramazanın sonuna geldik hayırlısıyla bir ay daha geçti ,sürekli yemeğe misafirim vardı,çoğunlukla habersiz yada 1 saat kala haberim oldu.Cidden havaların sıcak olması da tuz biber ekti.Kendimi hiç bu kadar yoğun ve yorgun hissetmemiştim.
Günlük telaşe içinde dinlenebildiğim ve kendime zaman ayırabildiğim tek yer burası biliyosunuz.
Sürekli okuyorum,müzik sürekli açık olmalı ve ben bişeyler yapmalıyım.
Bazen bir insanın yüzünde küçük bir tebessüme sebep olmak istiyorum..ve burda kurduğum minik dünya da buna dahil.
Üzüldüğüm şeyler de çok oluyor zaman zaman.Ben göründüğüm kadar güçlü değilim sanırım,beni incitmek çok kolay ve kolum kanadım düşüyor anında..
Ve bende "sanal" diye bi kavram olmadığını anladım iyice:(

Neyse,iç dökmeye ve karartmaya niyetim yok.Epey bozuk moralim çünkü.
Size pc işine köklü bir çözüm bulduğumu ama bağlantımda sorun olduğunu söylemiştim ya,
işte çözüm bu:

modemi boşa gidip yatırdım hastaneye, pc ci kızda bi türlü gelemeyince dün dayanamayıp gidip aldım modemi.
Ağ bağdaştırıcılar çakışıyomuş sanırım,teknik bi dille anlatamıcam,çünkü beni teknoloci dahisi sansa da bazıları:P aslında çoğu şeyi el yordamıyla okuya araştıra buluyorum.
Aaaah bu google ın dili olsa da konuşsa,ne aptal saptal şeyler aratıyorum yorgun düşüyo "bunu mu demek istedin ?" demekten bana:))
Neyse modemi algılamıyo pc sonuçta kurulmuyoda cd den vs ve bağlanmış bişey yok kardeşim diyo bana:D
Bağlantı bilmemnelerinde sorun var anladım(sanırım ağ bağdaştırıcıları deniyo)
com giabit cart curtlar anakart cd sinde ve ünlem var en sonunda kaldır a tıkladım nasılsa pc gene hastanelik oldu edasıyla:) cahil cesareti başka bişi değil,cd den on kere kurmayı denedim nereye tıklıcam onu bile bilmiyorum ama inat bu ya
Sonunda yeniden kuruldu 3com:)) diğer wan diye başlayan bişide ünlem hala duruyo bilen varsa yardım etsin rica edicem nedir bu?

Yani yeni oyuncağım uğur getirdi,canım bri m esirgemedi benden bağlantısını,bu sebeple ben ona daha bi bağlandım tabii:)) ama emanet ata binen tez iner hesabı,huzursuz oluyodum açıkçası.Bu ay faturasını ben ödicem ama hediye olarak,zaten o cadı bunu hesaplamıştır hehe:)))şaka şaka

3com kardeş kurulunca paşalar gibi kuruldu modem cd si de,benim ayaklarım yerden kesildi resmen.Ama saate baktım 5 ti,bu nasıl manyaklıktır dedim kendime ama dinledimi bilmem.
Sabit pc ye alışkınım ve çok rahat bu yaa,pil bitmez,bağlantı kopmaz(bizim kopar da)
ve şablon değişmek nedense bunda daha kolay gibi geldi(ne alaka demeyin öyle valla bütün programlarım bunda mesela)
O yüzden bnu bahane edebilirim şimdi şablon için değil mi?
Eveettt:D))
Amaaa onun da tadı bambaşkaaa yer minderlerim var kocamaaannn önüne kocaman sehpamı çekip şöyle yayılarak yazmak ta başka keyif.Tuşları şahane kayıyor yazarken bayıldım.
Hatta mutfağa bile götürebilmek süper hehe:)
O anın fotoğrafını çekerim bugün resimle değişirim şimdi üşendim valla.
Sonuçta nereye gidersem benimle gelecek olduğunu bilmek muhteşem bi duygu.

Gerçi nereye gidersem bu kafamdaki beni yiyen düşünceler de, bin türlü aksilikler de gelir peşimi bırakmazlar sağolsunlar:(
Off modum değişmeden uçayım ben

Vee yeni bi post daha girmiyim zaten acısını çıkartırcasına yazıp duruyorum habire,
bayramlar ailelerin biraraya gelmesi için önemli..Ben ne kadar sevmesem de bayramları..
Hepinizin kutlu ve mutlu olsun diyorum.
Ve ananecim hep derdi ki:"ALLAH YENİYE DE GÜLE GÜLE ÇIKARTSIN"
Nur içinde yatsın pamuğum nasılda beklerdi,minicik evi dolup taşardı her bayram onda kalırdık aahh ah..
Yok yok iyi değilim ben..İyi bakın yüreğinize..

..

YARATICI OLMAK..


NLP eğitimcileri Alice ve Caroline,
geçmişin ve günümüzün yaratıcı düşünürlerinin yanı sıra tahta önünde yaratıcılık dersi verirken
edindikleri kendi deneyimlerinden de güç alarak sağlık, iş, öğrenim, eğitim ve güzel sanatlar dahil farklı bağlamlarda başarılı olan stratejiler geliştirdiler. Yaratıcılığı etkin bir biçimde yeniden ortaya çıkardığına inandıkları 10 temel ilke saptadılar:

1) Hayatta olmanın yaratmak anlamına geldiğini unutmayın. Hepimiz belli bir yaratma potansiyeline sahibiz. Yaratıcılık, onunla birlikte doğduğumuz ya da doğmadığımız bir şey değildir. Yaşamınızın her alanında uygulanabilecek, modellenebilecek ve geliştirilebilecek
bir şeydir. Nefes alabiliyorsanız, yaratıcı bir edimde bulunuyorsunuz.
Besteci John Cage’in dediği gibi, “Kalbiniz atıyorsa, siz bir müzisyensiniz.”

Carl Rodgers, “Bir İnsan Olmak Üzerine” adlı kitabında şöyle yazar:
“Arkadaşlarıyla birlikte yeni bir oyun icat eden çocuk, izafiyet teorisini geliştiren Einstein, et için yeni bir sos yapan ev kadını ve ilk romanını yazan genç yazar; tanımlamak gerekirse, bunların hepsi yaratıcıdır"
ve onları yaratıcılık derecelerine göre sıralamanın anlamı yoktur.”

2) Tüm duyularınızı kullanarak “ne yaratmak istediğinizi” düşleyin. Açık ve net bir sunum oluşturun. İstemediklerinize değil, istediklerinize odaklanın. Gerçek anlamda yaratıcı olanlar, sonuçları da hayal eder ve “gerçekmiş gibi” davranırlar. Bir şeyi beyninizde denedikten sonra, gerçek yaşamda daha kolay yaratırsınız.
“Hayal edebiliyorsanız, yaparsınız.” Walt Disney.
“Dâhi gibi davranırsanız, dâhi olabilirsiniz.” Salvador Dali.

3) Aptal olun ve ..bu tuhaf yönünüzle gurur duyun! Aptallık, sakinleşmeniz ve olasılıkları görmeniz için şarttır.
Einstein’ın dediği gibi, “Bir fikir başta acayip değilse, hiç şansı yoktur.”
Wittgenstein, bilgece konuşmuştur: “Akıllılığın çorak tepelerinde durmayın; aptallığın yeşil vadilerine inin.”
Tuhaflık, genellikle yaratıcılığı tamamlar. Dr. David Joseph Weeks (Royal Edinburgh Hastanesi’nde bir nöropsikolog) ve Jamie James,“Ayrıksı İnsanlar: Delilik ve Acayiplik Üzerine Bir Çalışma” adlı kitaplarında, ayrıksı insanların, ortalama insandan 5-10 yıl daha uzun
yaşadıkları ve geriye kalan insanlardan daha sağlıklı, mutlu ve zekice bir yaşam sürdükleri sonucuna varırlar.

Dr. Weeks’e göre, ayrıksı bir insan,
“aykırıdır; yaratıcıdır; güçlü bir merak duygusuyla motive olur; idealisttir; dünyayı daha iyi bir yer yapmak, içindeki insanları ise daha mutlu etmek ister…”
4) “Bilmeme” egzersizi yapın. Dünyaya karşı çocuksu bir merak besleyin. Bir şey bilmiyorsanız, yaratıcı olma olasılığınız daha da artar.
Yaratıcı ruhlar, “doğru” yanıtı bilmezler; çünkü bunun, özellikle değişken ya da istikrarsız ortamlarda, çözümleri sınırlayacağının bilincindedirler. Aslında, yaratıcı ruhlar, “doğru ya da yanlış” şeklinde düşünmekten kaçınırlar. Kendilerine “Bu, kendim için ya da dünyada yaratmak istediğim şeye yararlı mı ya da bir şey katıyor mu?” diye sormayı tercih ederler. Şimdi yararlı değilse, ileride ya da başka bir bağlamda yararlı olabilir.

5) Görüş alanınızı genişletin ve bir halden bir diğerine akın. Yaratıcı ruhların ne yaptıklarından ziyade bunu nasıl yaptıkları önemlidir. Yaratıcılık, “bir var oluş hali” şeklinde düşünülebilir. Yaratıcı ruh, nasıl gevşeyip o hale akabileceğini bilir. Atletler, buna “alan” derler. “Her şeyin mümkün olduğu”, son derece odaklı, ama bir o kadar da rahat bir haldir. Genel olarak, gözler geniş açıyla bakarlar. Tam anlamıyla, genişleyen ufuklar! Ve nefes verin; ilham, bir reflekstir!

6) “Bilinçaltınıza” saygı duyun. Yaratıcı ruhlar, içinde bulundukları anı yaşamaya ve doğal olmaya çalışırlar. Sezgilerine ve nereden geldiği belli olmayan fikirlere güvenirler. Rüyaları ve fantezileri ile temasa geçer; mecazlardan, bağlantı kurmaktan, uyum ve semboller dünyasından çok hoşlanırlar.

7) Esnek olun. Farklı bir şey yapın. Yeni iş yapma biçimlerini deneyin. Yaratıcı ruhlar, çıkmaza girdiklerinde farklı bir şey, aslında farklı olan her şeyi yaparlar. Denemeye eğilimlidirler. Bazen, yalnızca duruşlarını bile değiştirmeleri işe yarar. Mecazlarla düşünerek kendilerine yardım ederler. Bu başka neye benzer? Bir çaydanlık olsaydım nasıl yanıt verirdim? Bir fikri diğerine bağlayarak çözümler yaratırlar.

Ve bunu yaparken çok eğlenirler. Eğlenmiyorlarsa, “istiridyenin içindeki iri kum tanesini” tanırlar.

Sorunun, çoğu zaman çözümün bir parçası olduğunu bilmekten mutluluk duyarlar. Kendi çıkmazlarının ne olduğunu ve bunun içinde ne tür bir yararlı incinin saklı olabileceğini merak ederler.

“Zorluğun ortasında fırsat bulunur.” Einstein.

Ve orkestra şefi Nikolaus Harnoncourt’un dediği gibi, “Parlak, muhteşem ve gerçekten çılgın şeylerin çoğu, biz felaketin eşiğindeyken ortaya çıkar. Buraya kadar ilerleme cesareti gösterebilirsek, inanılmayacak kadar güzel şeyler yaşayabiliriz.”

8) Hataları fırsat, başarısızlığı geribildirim olarak görün. Bir hatayı, bir başka şey için fırsat ya da bir öğrenme olanağı olarak düşünün. 3M, hedeflenen amaç için yeterince etkili olmayan yapıştırıcısını neredeyse çöpe atmak üzereydi. Ne var ki, Art Fry, dua kitabı için yapışkan bir sayfa işaretine ihtiyaç duyduğunda, bu yapıştırıcı “Post-It”in yaratılmasında kullanıldı. Penisilin, herkesin kurtulmaya çalıştığı bir küftü! Yaratıcı ruhlar, “zoru başarma” mantığına sahiptirler. İcat etmek ya da yeni keşiflere yol açacak buluşlara imza atmak için, başta imkansız gibi görünen şeyleri yapma riskini üstlenirler.

Thomas Edison, ampul tasarımı üzerinde çalışırken, işe yarayan tasarımı bulmadan önce yaklaşık 1.800 deneme yaptı. Ayrıca,lamba teli işlevi görecek malzeme için, yeterince uzun yanacak maddeyi bulmadan önce 6.000’in üzerinde bitkisel lifi test etti.
Ama Edison, bunlara başarısızlık diye değil; bir ampul yapmamanın 1.800 yolu ya da daha fazla araştırılması gerekmeyen çıkış yolları diye bakmıştır. Edison’ın biyografisini derleyen tarihçi Paul Israel, onun hakkında şunları söylemiştir: “Her başarısızlığı bir başarı olarak gördü; çünkü bu durum, onu daha verimli bir biçimde düşünmeye sevk ediyordu.”

9) Farklı bakış açılarını öğrenmeye çalışın. “Mevcut duruma yukarıdan bakın. Kendinizi projenizin ya da yaratmak istediğiniz şeyin yerine koyun. Sonra tekrar kendi bakış açınıza dönün.” Yaratıcı ruhlar, fikirlerini paylaşmayı ve diğerlerinin bakış açılarıyla bağlantı kurmayı severler. İki ya da üç zihnin bir araya gelmesiyle yaratıcı sinerjinin oluşacağını bilirler. Risk almaktan korkmazlar.

Albert Einstein, kendini bir ışık huzmesinin sonuna yerleştirmiştir: “Bir ışık huzmesinin peşinden koşacak ya da birinin üzerine

binecek olsaydık, ışığın hızına göre durumun doğası nasıl olurdu? Bir ışık huzmesinin peşinden yeterince hızlı koşabilseydiniz,sonunda ışığın aslında hiç hareket etmediği bir noktaya erişir miydiniz? Aynı ışık demeti, başka bir insan için farklı bir hıza sahip olurdu.”

10) İçinizdeki eleştirmeni, bir akıl hocasına ya da danışmana çevirin. Rüyalarınızı, projelerinizi ya da yaratılarınızı,gelişmelerine izin vermeden önce eleştirmeyin.
Bir kez “rüyalarınızı tam hayal ettikten” sonra, içinizdeki eleştirmen ya da gerçek eleştirmenler ile arkadaş olun; onları, rüyanızı açığa çıkarmanıza yardım edebilecek akıl hocaları olarak düşünün. Aslında, yaratıcı ruhların da gerçekçi olduklarını unutmayın. Onlar, bir “rüyayı” gerçekte nasıl ortaya çıkaracaklarını bilirler.

Yazar: Caroline Flexman ve Alice Mallorie